Tarih ve Toplum - Yeni Yaklaşımlar
Sayı:
 
Yıl:
Ay:
ANASAYFA | HAKKIMIZDA | OKUNABİLİR YAZILAR | İLETİŞİM
Tarih ve Toplum

Bu sayıda...


Bu sayıda...


Feminizmin Türkiye’de bir siyasal-toplumsal hareket ve popüler muhalefet söylemi olarak hayli yol aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Fakat feminizme dönük kuramsal ilginin bu gelişmeye koşut ilerlediğini söylemek zor. Tam tersine, bir ilgi yitiminden, hatta kuramı artık gereksiz sayan bir tür rehavetten bile söz edebiliriz. Üstelik, “kadın çalışmaları”nın bir “disiplin” olarak kurumlaşmasına rağmen. Aslında, “kadın çalışmaları”nın özel bir etüd sahası olarak ‘sektörleşmesi’, onun kuramsal bağlantılarını kısıtlayan bir daralmaya da yolaçabiliyor pekâlâ (Hülya Tufan İletişi’de bu soruna bir miktar temas ediyor)... Toplum ve Bilim’in elinizdeki feminizm sayısı, bu kuramdan imtina etme eğilimine mukabil, feminist kuramın çeşitli açılımlarını ve feminizmin kuramsal yeniliklerle temas imkânlarını hatırlatma kaygısıyla hazırlandı.
Sibel Irzık’ın, ilginçliği sadece başlığından (“Öznenin vefatından sonra kadın olarak okumak”) kaynaklanmayan makalesi, feminizmin kuramsal perspektifleri için geniş bir panorama çiziyor. Makalenin hareket noktasını, kadınların özne olma talepleriyle postmodern söylemlerin özneyi parçalayıp öldürmelerinin aynı zamanlara denk düşmesinin uyandırdığı kuşku oluşturuyor. Irzık bu kuşkusunu, öznenin mutlak özerkliği mitini yıkarken başka mutlaklıklar, başka mitler yaratma istidadı gösteren “post”-kuramları sorgulayarak ilerletiyor. Sorusu şu: kadın öznelliğiyle yapısalcılık sonrası kuramlar arasında özgürleştirici ve “ilerici” bir bağıntı nasıl kurulabilir? Cevabı, feminist eleştirel okuma pratiğinin imkânlarına ilişkin, gerçekten heveslendirici bir gezintiye çıkarak arıyor.
Kolonyal söylemle hesaplaşmak, feminist kuramın önemli vazifelerinden biri; elinizdeki dosyada da, bu vazifeyle uğraşan yazılardan bir demet var. Meyda Yeğenoğlu’nun makalesi, sadece bildik dar anlamıyla “sömürgeci” olarak anlaşılamayacak beyaz-erkek-Batılı emperyal öznenin kadın kurgusunu sorguluyor. Emperyal öznenin, nesneleştirdiği bir ‘Öteki’lik olarak kadını -hele ki Doğulu kadını- kurtarmaya, özgürleştirmeye, medenileştirmeye dönük söyleminin tahakkümcü içerimlerini gösteriyor. Yeğenoğlu’nun vurguladığı nokta: emperyal özne kurgusunun etkisindeki hâkim Batılı feminist söylemi aşmanın, feminizmin mücadelesinin uğraklarından birisi olması gerektiği... Kolonyal söylemin en çıplak metinleri arasında olan seyahatnâmelere feminist açıdan bakmanın açtığı zengin fırsatlar için, Donna Landry’nin makalesi güzel bir örnek. Landry, 18. ve 20. yüzyıllarda Türkiye ve Orta Doğu’da seyahat eden üç İngiliz kadın gezginin anlatılarını inceliyor. Seyyahlarımızın Doğu-Batı ve cinsiyet farklarına dair söylemlerinin ele verdiği, kadınlığa ve erkekliğe dair gizil (ve hiç “normal” olmayan!) tasavvurları deşeliyor Landry.
Yapıbozum kuramından, sömürgeci söylemi feminist bir gündem çerçevesinde sorgulamak için verim almada Gayatri Spivak’ın çalışmalarının çığır açıcı önem taşıdığı biliniyor. Gerald MacLean bu önemi hatırlatıyor; Onun, daima tabi olanların/teba durumundakilerin konumunu içererek, Ötekiyle ve bilgiyle -temellük etme ediminden farklı- etik bir ilişki kurma arayışını tanıtıyor. Bunu yaparken, kendisinden ve Spivak’tan, son dönem feminist kuramda yer bulan “kişisel ses” kavramını örnekleyecek şekilde bahsediyor. (İletişi/Değini bölümünde Aynur İlyasoğlu’nun, kadın çalışmalarında sözlü tarihin açtığı imkânlara dair yaptığı hatırlatmayı, “kişisel ses”in yanısıra anamaz mıyız? Feminist kuram, o dillere destan “özel/kişisel olan politiktir!” çıkışıyla, bilimin soğuk, nesnellik/maddilik kumkuması ve aşırı-ciddi törenselliğine yöneltilmiş kuvvetli bir eleştiri değil mi?)
Feminizme verimli açılımlar sağlayan bir kuramsal birikim de kuşkusuz psikanalizden gelmiştir. Asena Günal, literatürü gerçekten lâyıkıyla tüketen titiz incelemesinde, “Fransız Feministleri” olarak ünlenen camiadan Luce Irigaray’i eksen alarak; bedende ‘bulunan’ simgesel anlamları ve bu simgeselliğin feminizmde özselcilik tartışması (“kadın olmanın özü ne?”) açısından verdiği ilhamları anlatıyor.
Aksu Bora, liberal siyasal kuramın kamusal-özel ayrımının, modern kadın gerçekliklerini kavramaktaki yetersizliği ve çarpıtıcılığı üzerinde duruyor. Bu konudaki yerleşik Batılı feminist eleştiriyi de eleştiriye tabi tutarak, özel alanla kamusal alanın ‘geçiştiği’ özgül ilişki bağlamlarının taşıdığı potansiyellere dikkat çekiyor. Sonuçta, özel-kamusal ayrımına birebir yüklenen mahkumiyet/mahrumiyet-özgürlük durumlarının, kimliklerde değil, toplumsal-siyasal eylemlilik içinde oluşan özne konumlarında aranması gerektiğini savunuyor. Güliz Erginsoy’in canlı bir incelemeye dayanan ilginç makalesi de, Türkiye’deki kırsal kesim kadınlarının, bilinen özel-kamusal haritasıyla açıklanamayacak toplumsallaşma örüntülerine ilişkin gözlemler sunuyor. Dinî uğraşların kadınlar için, özelle kamusal arasında ‘özel’ bir bağ ve özgül kamusallık biçimleri olarak da kabul edilebilecek anlamlar kazandığını gösteriyor Erginsoy - Aksu Bora’nın anlattıklarıyla rabıtalı olarak düşünülüp açılabilecek bir nokta burası. Güliz Erginsoy’un, erkeklerle kadınlar arasındaki farka ve kadın hayatlarına getirdiği yeni boyutları ele almak üzere başvurduğu “küreselleşme” kavramı, Serap Kayasü’nün İletişi’deki makalesinin de konusu. Kayasü, küreselleşen ekonomiyi anlamanın, toplumsal cinsiyet gerçekliğini anlamak için taşıdığı ehemmiyeti açıklıyor.
Türkiye’de muhalif sinemanın efsane ismi Yılmaz Güney’in ‘en yasak’ filmi olan Yol, Asuman Suner’in yazısının konusu. Suner, filmdeki “Anadolu kadını” sembolizasyonunu tartışmaya yoğunlaşıyor. Bunun yanısıra, Yol ve benzeri Üçüncü Dünya filmlerini etnografi nesnesi yapan kolonyal bakışı teşhir ediyor - Yılmaz Güney sinemasının çok katmanlı anlam yapısının ıskalanmasına sebep olan bakışlardan biri olarak. Suner haklı olarak, Yılmaz Güney sinemasında hem bu çok anlamlılığın ıskalanmasına, hem de Onun yasaklılığının böylesi tartışmaları kısıtlamasına hayıflanıyor.
Feminizmin post-modern, post-yapısalcı, post-kolonyal eleştiriyle oluşturduğu bileşiklerin geçit resmi yapıyor bu sayıda - ki bu geçit resminin, dolgun Kitap Tanıtımı bölümünde de sürdüğüne dikkat çekmeliyiz. Ayşe Durakbaşa ise tâ geriye dönüyor, modernliğin ‘köklerine’ bakıyor: Comte’un Pozitivizmin İlmihali’nin feminist açıdan bir okumasını yapıyor. Modern Akıl’ın kuruluşunda pozitivist mektebin erkek ve dindarâne etkisini görmek için çok elverişli bir vesile...
5. Uluslararası İstanbul Bienali kapsamında İstanbul’a gelen ve magazinel bir ilgiye konu olan Fransız sanatçı Orlan’ın Bienal’de yaptığı konuşmanın metni, Toplum ve Bilim’in bu sayıdaki sürprizi. Kendi “Etsel Sanat Manifestosu”nu özetleyerek, güzellik standartlarına, kadın (ve erkek) bedeninde kendini gösteren hâkim ideolojiye karşı yerleşik kadın tasvirleri ile -bizzat kendi imgesi üzerinde- oynadığını anlatan sanatçının söyledikleri, sayı konumuza münhasır olmayan bir provokatiflik içeriyor. Meyda Yeğenoğlu’nun yorum yazısı da, Orlan’ın “operasyon”larının hâkim ideolojiyi ‘deşen’ anlamlarını açımlıyor.
Bu sayıda, büyük memnuniyetle, çok bereketli bir İletişi/Değini bölümü sunuyoruz. İlyasoğlu’nun, Orlan’ın, Yeğenoğlu’nun yukarıda değinilen yazılarının yanında, 5. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi ve TODAİE’nin düzenlediği “Kadın ve Gelecek” kongresi ile ilgili değerlendirmeler, bu bölümü dolgunlaştırdı. Ayrıca bir de “eleştiriye cevap” makalesi var. Levent Tezcan, geçen sayıda “Kemalizmi aşma”nın imkânlarını sorgulamış ve bu aşma edimini ‘hafife alan’ anti-Kemalizmleri eleştirmişti. Tezcan’ın eleştirisinin muhatap aldığı Fuat Keyman, elinizdeki sayıda, yine Kemalizmi bir “modern gelenek” olarak düşünmeyi öneren konumundan hareketle bu tartışmayı sürdürüyor. Bu tartışmayı önemsiyoruz ve önümüzdeki sayıda genişletmeyi umuyoruz.
Asena Günal, Ebru Kayaalp ve Ferda Keskin, bu sayıya, imzalarının gösterdiğinden fazla katkıda bulundular, onlara müteşekkiriz.
Son olarak, Toplum ve Bilim’in 1998 yılındaki sayıları hakkındaki planımızı aktaralım.
76. sayı (Bahar ‘98): Defter dergisiyle birlikte başlattığımız sosyal bilimler tartışması ve Levent Tezcan-Fuat Keyman tartışmasından ilhamla Kemalizm, ağırlık merkezleri olacak.
77. sayı (Yaz ‘98): Türkiye’de sol düşünce.
78. sayı (Güz ‘98): Türkiye ekonomisi.
79. sayı (Kış ‘98): Sanat ve edebiyata kuramsal yaklaşımlar.

 

İletişim Yayınları